Bazı anlar vardır. Ne ilerleyebilirsin ne geri dönebilirsin. Bildiklerin vardır ama onları taşıyacak gücü bulamazsın. Doğruyu sezersin ama yapamazsın. Susmak istersin ama içindeki ses susmaz. Bu kitap, tam o ana yazıldı.
Mahabharata ve Bhagavad Gita, binlerceyıldır anlatılıyor. Kralların, tanrıların, kahramanların hikâyesi gibi. Oysa bumetinler, en başından beri tek bir şeyi anlatıyordu: İnsanın kendisiylekarşılaştığı anı. Bu kitap, o anın içine bakıyor.
Bu kitap seni iyileştirmeyi vaat etmez.Sana nasıl yaşaman gerektiğini söylemez. Seni daha iyi bir versiyonadönüştürmeye çalışmaz. Bir yol çizmez, hedef koymaz, vaat sunmaz. Dağıldığınyerde senin yanında durur. Sana, zaten bildiğin bir hakikati bir dahasusturamayacağın şekilde hatırlatır.
Okurken bazen kendini güçlühissetmeyeceksin. Bazen rahatsız olacaksın. Bazen bir cümlede durup devamedemeyeceksin. Bu bir hata değil. Bu, bir temas.
Eğer bu kitabı eline aldıysan, belki dearadığın şey yeni bir bilgi değildir. Belki de artık kendine yalansöyleyemediğin bir yere geldin.
Kitabın bir yerinde durup “Bu bana ait”diye hissedersen, bil ki bu metin seni bulmuştur. Ve bazen insan bir hikâyeyedeğil, ilk kez kendine yaklaşır. Çünkü bu metin okunmak için değil içerideduyulmak için yazıldı.
Ve belki de artık duymaya hazırsındır…